25 Aralık 2010 Cumartesi

Çaaat… Çattt..laaak ssesssleeeerr…

Çatlak sesler… Çatlak sesler geliyor. Ruhumu kemiriyor, kulaklarımı tırmalıyor, beynimi çatlatıyor!
Çatlak sesler…
Bilmiyorsun arkadaş, bilmiyorsun… Yoksun nicedir yakınımda. Kapattım kendimi, görmüyorsun. Belki de görmezden geliyorsun, kim bilir! Ama fark etmez, canım sıkkın ve sen bilmiyorsun; işte ben bunu biliyorum. Bildiğimi sadece kendime söyleyebilirim –ki onu da yapmıyorum- çünkü yalnızım. Kaç gündür evden de çıkmadım ama sen bunu bilmiyorsun. Lanet olsun bunu da bilmiyorsun!
Çıt…
Kimseyle konuşmuyorum nicedir, kendim dahil. Kendi sesim zaten çatırdayıp duran beynimdeki.
Çat…
O kadar çok spor yapıyorum ki aklın durur! Bir salona bir kendi odama… Ah bir de koridordaki ayna olmasa, canlı bir surat olmayacak hayatımda. Ama ona da bakmıyorum adam akıllı, nedeni yok.
Şist…
Ne zor bir seneymişsin be 2010, bitmek bilmedin ha! Gelen gideni aratır, giden kalanı aramaz, kalan gelenle mutlu olamaz, gelen de mutlu olamaz, gider; sonra gelen gideni… Bu hep böyle midir yani? Ben eksik öğrenmişim bir şeyleri anlıyorum ya da çok hızlı öğrendim şu an olmamam gereken bir yerdeyim ve sindiremiyorum. Her neyse işte…
Çıt… Çat… Çatlak sesler… Çatlak sesler geliyor… Kalbimden…

16 Ekim 2010 Cumartesi

“…yalan da olsa hoşuma gidiyor söyle…”

Yapmamam gereken bir şey yaptım. Kahırdan içtim bu gece. Beni artık sevmediğini duymak zor geldi bana. Ağladım. Çok ağladım be bu gece!

Mutlu mu oldun dedin bana ya… Sensiz mutlu olmayı sordun bana. Sanki dalga geçtin benimle! İntikam almıyorsun biliyorum ama intikam alıyorsun işte. Geçen bir senenin nasıl geçtiğini bir de gel bana sor! Ama yok, o geçen her saniyenin hesabını gel sor bana. Bu duygu mazoşistlik mi? Neden canımı yak istiyorum?
O zaman o kadar çok suçluyordum ki seni, bitişin suçlusu sendin. Ama neden şimdi öyle gelmiyor, neden konduramıyorum sana hiçbir şeyi? Neden kendimde buluyorum her şeyi? Neden hâlâ canım acıyor? Neden?
Cem Abi eşlik etti bana bu gece sadece! Hep kahır, hep kahır, hep kahır… Dayanamıyorum. Deli gibi özledim seni. Öyle böyle değil canımın acısı. Kaçtım seninle gittiğim her yerden, seninle paylaştığım her şeyden. Bakamıyorum aynalara diyorum, bakamıyorum kendime. Affedemiyorum kendimi. Denedim, inan çok denedim ama yapamadım. Gün gelir de senin bana kızgınlığın geçerse bile benim bana kızgınlığım geçmiyor. Ben kimim, ne yapıyorum, neden yapıyorum, yanımda kim var, kimin için yapıyorum, neden nefes alıp veriyorum… Bilmiyorum. İnan bilmiyorum ne zaman bitecek kendimle savaşım. İnsan kendiyle savaşırken kazanan kim olur, kaybeden kim olur? Ben hiçbir şey bilmiyorum. Lanet olsun, senden sonra ben hiçbir şey bilmiyorum. Hep hata yapıyorum, doğru yolu bulamıyorum.
Oysa içimde ne fırtınalar, ne savaşlar verdim ben. Senin için savaşmadığımı söyledin. Oysa senin için kendimle bile savaştım ben.
Bir sene… Büyüdüm. Küçüldüm.  Yaşlandım. Yaralandım. Kendime sığındım. Kendimden kaçtım. Yağmurda yürüdüm. Denizi izledim. Seni sensiz yaşadım. Sensiz seninle dolaştığımız yerleri dolaştım. Kaçtım. Yakalandım. Vuruldum, bir kere daha yara aldım. Ölmedim, lanet olsun istedim ama ölmedim. Yatağımın başucunda duran hayaline sarıldım. Hatırana sarıldım. Her şeyi çıkardım hayatımdan. Sen hariç…
Güçlüydüm! Ben eskiden güçlüydüm.
Bir kere bakamadım yollara Çapa’dan geçerken. Ne sağa ne sola… Bir kere camdan dışarıyı izlemedim. Bir de Kadıköy’e gitmedim hiç.
Sen bilmedin hiçbirini. Ben hep senden gizli eskidim oysa. Eskidim, yıprandım. Kendimi aradım, bulamadım. Yazdım, yazdım, yazdım. Kustum kendime nefretimi! Bitmedi… Kolay mı sanıyorsun insanın kendinden nefret etmesi? Yalan sanıyorsun belki… Nasıl olsa güvenmiyorsun artık bana! Olsun, ne de olsa ben de güvenmiyorum artık bana.
Şişede durduğu gibi durmuyor be bu meret!
Bir kere bir arkadaşa demiştim, biz daha birlikteyken. Ne güzel oluyor söylemesi “biz birlikteyken”. Eğer gün gelir de ayrılırsak, ondan sonrası olmaz, annemler bulur getirir birini karşıma tamam işte. Komik… Çok komik!
Ne yazık ki artık konuşamıyorum kendi dilimle. Diyemediğim ve diyemeyeceğim onca kelimeyi gömüyorum Fındıklı Sahiline…

25 Eylül 2010 Cumartesi

Yok böyle bir sevmek…

Anne canımı acıtıyorlar anne! Tut elimi ne olur konuşamıyorum anlatamıyorum kimseye.

Çok mu büyüdüm anne, kimsenin elini tutamaz mıyım karşıdan karşıya geçerken.
 Ağlayamaz mıyım bağıra çağıra. Derdimi anlatamaz mıyım kimseye?
Güvenemez miyim sığınamaz mıyım?
Sevemez miyim koşulsuz, özleyemez miyim?
Bir oyuncak gibi delicesine sahip olmak isteyemez miyim, sokak ortasında yere yatıp tozu dumana katıp?
Öyle seviyorum anne, yerlerde sürünüp ağlayıp bağırıp sonunda almak istiyorum.
Ama o çocuğun saflığıyla seviyorum anne, kırmam kolunu hiçbir şey yapmam oyuncağıma, sahip çıkarım gece sarılıp yatarım.
Susmak zorunda mıyım anne anlatamaz mıyım hiçbirine?
Gel diyemez miyim? Kal…
Sensiz olmuyor desem çok mu güçsüz sanırlar?
Neden herkes kanadımı kırmak istiyor annem, uçamaz mıyım?
Yuttum bütün sözlerimi tamam da izin ver bari kusayım, pislik olsun tüm sevgim çıkarayım içimden.
Tuvalete gidip parmağımı boğazıma sokup… İğrenç olsun her şey, bir kereliğine kusayım bitsin!
Dayanamıyorum vallahi dayanamıyorum anne, bak 22 yaşım da bitti diyorum ya, bitti tüketti tüm inancım tüm sevgim tüm güvenim.
İzin ver içimdeki ses, susturayım artık seni, sevme Allah’ın cezası sevme ‘o’nu artık!
Attı seni yok oldun, hiç oldun, hiç yaşanmamış oldun.
Anla artık yok öyle senin gibi seven, kandırma kendini, hâlâ var mı sanırsın koşulsuz ilişkiler?
Var ama… Var dimi anne, ‘o’ beni öyle sevdi dimi, hâlâ seviyor dimi?
İçimdeki sese güven miyim mi? Ona da mı güven miyim?
Yanımda olsa sarılırım deli gibi ama neden yok anne neden? Neden gitti?
Ben istemedim ki, hiç istemedim gerçekten sevdim, değer verdim.
Kırmak istemedim hiç, hep yanımda olsun istedim.
Çok mu şey istedim?
Oysa sadece sevse yetecekti…
Ama sevdi, ‘o’ da sevdi dimi anne.
Ben hayal görmedim, geldi dimi yanıma, öptü dimi cidden, gözümün içine baktı dimi, hiç gitme dedi dimi?
Peki neden kendi gitti anne?
Bulamıyorum, dayanamıyorum, özlüyorum. Lanet olsun öyle özlüyorum ki…
Şehvet sadece cinsellik sanırdım anne değilmiş, yanımda olsun istiyorum, öyle ki yok böyle bir şehvet!
Ağlayamıyorum anne ağlayamıyorum, boğazıma kadar geliyor düğüm oluyor.
Nefesim yetmiyor, gücüm yok gel demeye bile.
Oysa içimdeki istek dünyayı devirir ama çıkmıyor lanet olsun, bir daha gelmez korkusu yok mu yiyip bitiriyor adamı.
Yoruldum anne!
Susmaktan yorulur mu insan, durmaktan?
Diyorum ya o sağır edici sessizlik yok mu!
Bitmez sandığın tüm saniyeler insanın canını yakar mı böyle?
Görmezden gele gele görmez olur muyum sevgimi?
Gün gelir taşa döner miyim ben de?
Geceleri gündüzüne karışır mı insanın, feleği mi şaşar insan çok sevince…
İnanmıyorum artık büyüyorsun diyenlere anne, küçüldüm ufacık oldum; öyle istiyorum çünkü, çocuk saflığımla istiyorum ‘o’nu.
Ah anne ‘o’nu alır mısın bana?
Yok ki ama değerine verebileceğim bir şey…
Kendimi versem, yerine kendimi versem anne olmaz mı, kendi benliğimi versem kabul etmez mi?
Sustum anne, işte yine sustum…
Rüyalarımda sarılmaktan yoruldum, ismini anamamaktan yoruldum, ‘o’nsuzluktan yoruldum.
O da özledi mi diye düşünmekten yoruldum…
Ah anne, yok böyle bir şey!
Neden öğretmedin bana sevmeyi?
Bak kendim öğrendim de ne oldu!
Cinnet geçirir gibi sever mi insan hiç…

21 Eylül 2010 Salı

it gibi...

29.01.30.04.07.05.13.08
...
insanlar kendi dünyalarından,
kendileri sorumlulardır, dedin ya.
peki ya bir gün it gibi seversen?
...

16 Eylül 2010 Perşembe

mantığınla duygularını yönetebildiğin sürece...

Duygu duygu diyorlar,
Ah, ne aciz görünüyorlar!
Birbirine karışmış nefesler ve nefsler.
Birbirlerini tüketirler.

Oysa mantık öyle mi?
Ne büyük bir kelime…
Arkasına saklanalım,
Edepli olalım!

Peki ya şimdi,
Hangisinden vazgeçelim!

Duygu ve mantık…
Al ikisini de koy yerine.
Edepsizliğe duygu,
Güçsüzlüğe mantık, demekten kurtul önce!

Tek mesele nefsini eğitebilmekte.
Mantığınla duygularını yönetebildiğin sürece,
Nefs edeplidir bence!

6 Eylül 2010 Pazartesi

Veda Busesi mi?

Canım acırken gelmiş olman mı farklı kıldı seni yoksa senelerdir yanımda olman mı bilmiyorum. Farklıydı seni sevişim diğerlerinden. Sen de farklıydın. Hep bir sınırın vardı ve hep sınırımı zorladın. Olsun, güzeldi seni sevmenin tadı. Seni özlemenin de fena değil hani… Farklıydın işte, bulamadım neydi. Sonra bir gün… Olmadı, yapamadın. Onlar gibi sen de, öptün ve gittin. Bir anda oldu her şey, giyinmeye bile vakit bulamadım. Elbet üzüldüm. Ağladım da yalan değil. Düşünüyorum, gidişin de farklı olmalıydı. Belki o zaman bu kadar canımı acıtmazdı. Ama yok, onlar gibi sen de… Öptün ve gittin!

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Bari sonbahar gelmeyeydi!

N’olmuş yani seni özlüyorsam?
Özlüyorsam ben özlüyorum,
Sana ne ki bu durumdan…

Yanlış zamanda gittin be sevgili,
İstanbul’a sonbahar gelirken ayrılık mı olurmuş?
Başımı yaslayıp omzuna, Boğaz’ı izlemek varken
Ellerimin arasına alıp…
Susmak!

Bu havalarda gezip tozmak gerek,
Ne o öyle evlere kapattık sevgimizi,
Bir şeyin güzel olması için illa yıllanması mı gerek?
Özlemek, değerini arttırır mı sanırsın
Unutma, fazla nazla âşık usandırırsın.

Ne istiyorsun ya?
Hem ben giderim hem çağrılmayı beklerim
Oldu ya başka!
Sen orada bekleyedur, ben kendimi severim.
Eh yalan değil, kendimden fazla,
Seni de severim!

Konuşmuyoruz tamam da hissetmediğini söyleme bari
Yaşanan onca geceye ihanet eder gibi.
Şimdi yazıyorum ya sana,
Hala gidişini unutamayışımdan…
Unuturum da zor değil ama böyle susarsan!

Hiçbir şey istemem tamam da
Özlüyorum be sevgili onu n’apıcaz?
S*ktir et onu, bunu, korkuyu, dedikoduyu
Gel sen şimdi en iyisi,
Alalım bir kere hevesimizi!

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz…

Biliyordum bitecekti ama bu kadar erken beklemiyordum. Karmakarışık duygular içinde yine odamda bir başıma ve bilgisayarın başındayım, ne yapacağımı bilmez halde. Uyuyamamış halim, sen içerde uyurken yine uyumak istemiyor! Gözlerime benziyor hava, az bulutlu… Yağacak gibi duruyor ama yapamıyor. Güneş arada kendini gösterip kayboluyor, göz kırpıyor. Tüylerim diken diken olmuş bana mı batıyor yoksa dokunduğun yerler mi yanıyor? Karar veremiyorum, narkoz yemiş gibiyim, anlayamıyorum. Başımda öyle bir uğultu ve ağrı… İlaç içmek bile istemiyorum, sürsün istiyorum bu halim. Bu halimin de biteceğini bildiğim için dibine kadar yaşamak istiyorum. O da beklediğimden erken biter mi dersiniz?
Neredeyse, yaşadığım tüm ilişkilerin aynı yere gelip bağlanması size de ironik gelmiyor mu biraz?
Hep “sevmek” yanım ağır basarken “severken ayrılmak”ı yaşamak zorunda mıyım?
Aslında bitirmek istemedikleri ilişkiyi bitirmek isteyen insan sürüsü... En acısı da şu an kendimden şüphe ediyor olmam. Otokontrolüm devrede, hep aynı sorunla karşılaşıyorsan sorunu kaynakta aramalısın diyor mantığım, son kalan gücüyle. O kadar utanıyorum düştüğüm durumdan, o kadar aciz hissediyorum ki kendimi… Düştüğüm durumda bir şey yok esasen, birini sevdin –ki bu en güvendiğin insanlardan biri- ve sevdiğim kişiyle... Ama öyle demiyor işte ruhum; parçalanmış, unufak olmuş dinlemiyor beynimi. Beynim zaten kendinden geçmiş!
Hep mi imkânsızın peşindeyim yoksa yanlış yerlerde mi geziniyorum bilemiyorum. Kafam bedenime ağır geliyor kaldıramıyorum. Kesip atasım bile geliyor, ah yapabilsem ne âlâ!

İçimdekileri kusmasam boğulur ölür müyüm acaba?
İçimdeki denizde boğulup ölmeli miyim yoksa?
Sonum olur mu söyleyemediklerim ya da bir gün başlangıcım olur mu söylediklerim?
Sonum mu olmalı hep söylettiklerim?
Çok konuşmadan mı yaşanmalı ilişkiler, sorgular sualler bitirebilir mi her şeyi?
Ya soramadıkların yiyip bitirmez mi içini?
Yaşamayıp yarım bıraktıkların ağlamaz mı arkandan?
Hesap sormazlar mı, rüyalarında en azından?
Suçlu hissetmez misin kendini o zaman?
Sen de dönüp tekrar der misin, diğerleri gibi?
Peki, bilir misin bir daha o yola girmeyeceğimi?
Şimdiden bunları aklına getirebilir misin?
Bitmiş bir ilişkinin ardından neden diyebilir misin?
Sorgulamasını yapıp cezasını kesebilir misin?
Suçluyu bulup adil davranabilir misin?
Sana, bana, yaşanılanlara ya da yaşanmayanlara, yaşanamayacaklara dürüst davranabilir misin?
Mantık dediğin şeyi, şimdi, gerçekten kullanabilir misin?
Uzak tutabilir misin, kendini benden?
Benim iyiliğim(!) için, yaşanılanları görmezden mi gelirsin hepten?
Arkadaşım diyip gözlerimin içine bakabilir misin yeniden?
Ve son bir şey istesem;
Daha seni seviyorken çıkıp gider misin bu evden?
Acımı yaşamama,
Ağlamama,
Seni tek başıma unutmama,
İzin verir misin lütfen!

7 Ağustos 2010 Cumartesi

1 Ağustos 2010 Pazar

Kırık kalpler durağında inecek var…

Evet, Candan Erçetin’li gecelerim başladı. Yani yakındır tükenmem, yakındır dibe vurmam, yakındır vazgeçmem, yakındır gururumun beni ele geçirmesi. Oysa ben… Ben ve sen… Unut gitsin!

Başladı yine savaşlar. İçimden ağlamak geliyor, ağlayamıyorum. Öyle bir sıkıştım ki nefes alamıyorum, sarhoş olamıyorum, kusamıyorum. İstanbul üstüme üstüme geliyor yine. İnsanlar… O kadar kalabalıklar ki… Boşlukta yalnız olan tek benim. Sığamıyorum da zaten yere göğe!

Seni kaybetmekten bu kadar korkarken, seni kaybetmek kendimi kaybetmekten fazla zarar verir derken… Neden geldin? Gittin? Bunu neden yaptın? Bu kadar kolay mıydı? Değerim bu kadar mıydı, ben mi kendimi bir şey sandım? Ben hiç olmadım mı yoksa… Konduramıyorum sana… Sorular bitmiyor, korku peşimi bırakmıyor, sensizlik canımı acıtıyor. Anlatamıyorum sana, neden bunca inat, kime bu gururun. Bilmiyorsun bana tüm zararın! Ne var bu kadar önemli, ne var bana bile anlatamadığın? Hani diyorlar ya ‘birbirini gerçekten seven insanlar arasında sırlar olmaz’ diye… Ben tüm sırlarımı sana tüketmişken, sen niye sessizliğinle cezalandırıyorsun beni!

Sağır edici sessizlik…

30 Temmuz 2010 Cuma

Sessizliğimin içindeki tek ses, hızlı büyümemden gelir…

Önce usulca tuttu ellerimden, kendimi güvende hissettim

Çekti kendine yavaş yavaş, fark etmedim bağlandığımı…

Kaçmak istemedim hiçbir zaman, o da bırakmak istemedi zaten

Ama alışma dedi, dinlemedim alıştım.

Ben her korktuğumda, her ağladığımda, her yalnızlığımda, her sevincimde, her işimde, her tatilimde… Ona gider oldum, o ise sabit ve basit dokunuşlarını değiştirmedi tenimde…

Ama sokuldu daha da yakınıma, hissettim, hoşuma gitti bu…

Gençtim deliydim, gençtim heyecanlıydım, gençtim ateşliydim

Durduramadı beni kimse, ben giderek ona bağlandım.

O hala sakin taklidi yapıyor bana, oysa ellerini dolamış çoktan belime.

Alkol almışız,

Kaç defa yalnız kaç defa karşılıklı; kaçıncı defa kederden kaçıncı defa sevinçten…

Evet, usulca tuttu belimi, hiç acıtmadı tutarken. 4 sene geçti elimi ilk tuttuğunun üzerinden, dün gibi hatırımda! İlk gün hiç korkutmadı beni, belki de korkmak en iyisiydi ama hala istemem korkmuş olmayı. Korkmayı...

O tek başına yapmadı hiçbir şeyi, benim iznimle oldu her şey…

Ben geldim, ben sevdim, ben sığındım

O ise, durdu ve sahip çıktı, hiç bırakmadı beni

Her şeyime ortak, belki de her şeyime sebep oldu!

Şişt!

Çok sessiz öptü beni, çok sesss…

Kimse görmedi, hatta ben bile… Kapatmıştım gözlerimi, açtığımda zaten bir şey göremez olmuştum,

Evet, evet usulca… Çok usul… Girdi kanıma, girdi beynime… Asıldı saçlarımı canımı yaktı, bir şey demedim, tuhaftır hoşuma gitti ve hoşuma gittikçe daha da asıldı… Boğazımı da sıkmış hissetmedim, parmak izlerinden anladım nice sonra…

Aynı yavaşlıkta bıraktı ellerimi, ben demedim bırak diye… Ben fark etmedim bile…

Usulca geçti karşıma birbirimize değmediğimiz ilk andı… Ben durdum o gülümsedi, ben korktum o güldü. Ben sustum… Kahkahası kulaklarımda…

Yavaş yavaş sokuldu yanıma, nefesi hala hatırımda…

Gözlerini görüyorum her gözümü kapatışımda…

Ondan korktuğum ilk andı!

Korktum, biraz çırpındım ama yine de gitmedim bir yere…

Daha yakın oldu hoşuma gitti, ben de yaklaştım.

Soydu… Tenime değdi… Sonra bıraktığı ellerimi tekrar tuttu, ama bu sefer usulca değil tüm gücüyle sıktı, canımı acıttı, acıyı da ilk defa o zaman hissettirdi.

Bu sefer daha çok korktum, gözlerim doldu, yok yapamadım, bana ağlamamayı öğretmişti.

Kaçmak istedim bırakmadı! Bu bana uyguladığı ilk kaba kuvvetti! Kandırıyorum kendimi ilk değildi, ‘benim hissettiğim ilk’ti.

Kaçamadım!

Bıraktım vücudumu, bir sonbahar yaprağı ya da taze bir fidanın rüzgâra teslimiyeti gibi…

Soydu beni, çırılçıplak bıraktı, tenime dokundu, tenimi öptü, tenimi…

Sonra…

Sonra boşalttı tüm pisliğini içime… Sustum…

İçimdeki ılıklığı hissederken çocukluğum geçti gözlerimin önünden… Bir daha geri gelmeyecek o basit çocukluğum… Birden büyüdüm bu gece; kocaman oldu bedenim, ufalandı ruhum. Tilkiden korkan kırmızı başlıklı kız geldi aklıma, yakın hissettim kendimi, ama ilk defa da sevdim o tilkiyi… Külkedisinin üvey annesini de… Her şeyi sevdim o an, kendim hariç!

Ve şimdi… Artık istesem de gidemem bir yere.

Çünkü bu geceden sonra, ben sana gebeyim İstanbul!

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Sen, ben ve ‘biz’ yaratma sanatı…

İçimde anlam veremediğim bir şeyler var. Bir heyecan desen değil, bir suçluluk desen hiç değil… Değişik bir duygu hem sana gelmek isteyen hem durmak isteyen hem de kaçmak isteyen… Heyecanlı, tatlı… Bir zaman karmaşası içindeyim, günler nasıl geçiyor anlamıyorum. Sabah kalkışlarım zorlaştı, kimi zaman sen kimi zaman sensizlik yüzünden… Geceleri uyuyamıyorum, çoğu zaman sensizlik yüzünden!

İnat ediyorsun, sana kızıyorum, çok kızıyorum, sonra üzülüyorum, susuyorum, sen de üzülüyorsun, bir daha üzülüyorum… Sonra sen de susuyorsun, ben duruyorum, sen uzaklaşıyorsun. Ben özlüyorum, sen de özlüyorsun… Dayanamıyoruz, hiçbir şey olmamış gibi yapıyoruz, konuşuyoruz ama daha çok öpüşüyoruz. Sen bana doyamadığını söylüyorsun, ben seni bir daha öpüyorum. Sonra ben sana doyamadığımı söylüyorum…

Benimle yatmayı seviyor musun diyorsun, elbette diyorum. Sarılıyoruz, uyuyoruz. Sen gece kalkmalarımdan şikâyet ediyorsun, bazen de su istiyorsun. Sonra tekrar dalıyoruz. Sabah oluyor, güneşi birbirimizin suratında görmeyi seviyoruz, birbirimize anlamlı anlamsız bakıyoruz, işe gitmek gerek diyoruz, bir daha sarılıyoruz, defalarca alarmları erteliyoruz. Sonra… İkimiz de geç kalıyoruz.

Böyle geçip gidiyor işte; nedir ne değildir bilmiyorum. Mutluyum. Seninle vakit geçirmeyi seviyorum. Seninle uyumayı seviyorum. Seninle uyanmayı seviyorum. Sana sarılmayı, nefesini hissetmeyi, sana bir şeyler anlatmayı, seni dinlemeyi… Seni…

22 Haziran 2010 Salı

Sapına kadar yanlışa batmak mı yoksa ilk defa gün ışığına çıkmak mı…

Neden bu kadar çabuk büyüdüm anne…

“Gece geçmez gündüz olmaz

Can bu dünyaya dayanmaz

Neden…”

Neden içimdeki bu ağlama isteği? Anlam veremiyorum kendime, canım çok yanıyor… Neden? Ne olur biri söylesin, neden? Boğulmak üzereyim!

”…Deli kızım uyan!

Söylenenler yalan…”

Bütün hücrelerim uyuşmuş sanki hiçbir şeyi hissedemiyorum. Ne oluyor bana? Ne zaman bitecek midemdeki bulantı? Ve ne zaman gerçekten bakacaksın bana, bana bakarken beni göreceksin gerçekten?

“…Karlı dağların ardında biri yaşarmış

Bulut olur yağmur olur bize bakarmış

Hem yakın hem uzakmış

Yanakları al almış…”

Dokunulan her yer yanıyor! Yanıyor sönüyor yanıyor sönüyor, geriye izi kalıyor… Nefesim tükeniyor! Damarlarımda akan sensin ve yavaş yavaş beynime çıkıyorsun! Dur yapma, canımı acıtıyorsun!

“…Yerde oldum gökte oldum

Sormayın halim ah başım duman

Gönül uslanmayı bilmez, düşlerim

Gerçek, gerçeğim yalan…”

KIRGINIM... nedensiz…

20 Haziran 2010 Pazar

Oysaki ben de biliyorum susmayı… En az, zamanın değerini bildiğim kadar!

Ne o susmalarıma bir anlam mı yüklüyorsun!

Niye benimle bu kadar inatlaşıyorsun, bize bunu neden yapıyorsun? “Biz” olmanın gücünü neden küçümsüyorsun ki…

Daha gelmeden gitmeye başladın, oysa ne güzel Sen’li hayat! Sence de, gurur ve inadı bir kenara bırakabilse insancıklar, ne güzel olmaz mıydı hayat? Her şeyi anlamak için gözlerime bakman yetecekken neden kaçırıyorsun bakışlarını benden?

Kim dediyse yanlış demiş, kim öğretmişse yanlış öğretmiş. Kaçarsan kovalanmazsın, kaçarsan daha iyi bir ilişki yaşamazsın; kaçarsan sadece kaçmış olursun, kaçarsan sadece aradaki mesafeyi açmış olursun. Yitirdiğin zaman da cabası… Yitip giden zamanın geriye dönüşü olmadığını gayet de iyi biliyorsun hâlbuki.

Efendim! Yine de gitmek mi istiyorsun?

Peki, o zaman… Sen biliyorsun!

17 Haziran 2010 Perşembe

Hadi gel ve uyandır beni…

Yine gece ve ben yine uyuyamıyorum.

Uyanıkken gördüğüm rüyamın peşinde,

Uykusuzluk daha tatlı geliyor gecelerime.

Yorgun gözlerle,

Yine resimlerine bakarken buluyorum kendimi

Sanki banaymış gibi sevindiriyor beni,

Dudaklarındaki o gülümseme.

Zor tutuyorum kendimi!

Ve yine özlüyorum seni!

O kadar yorgunum ki sensizlikten.

Ah min-el aşk

Ve o yekta gururum!

Ah yatağımın sol yanı,

Hiçbir zaman bilemeyeceksin

Seninle çıktığım, o yatağa sensiz girmenin ne demek olduğunu!

16 Haziran 2010 Çarşamba

rüyamdaki sen ve sendeki rüyam

Cesaret ile esaret arasında gidip geliyorum kaç gündür. Bir ileri bir geri…

En sevmediğim şeyleri yapma isteği duyuyorum, son günlerde –ki seni özlemek de buna dahil- . Beğenmediğim duyguların esaretinde… Kaybolup gidiyor tüm cesaretim!

Seni düşünmeden edemiyorum geceleri, ne olduğunu bilmeden hayalin bitiyor yanımda ve ben ona git diyecek gücü kendimde bulamıyorum. Kendi dünyalarımızda kurduğumuz hayallerde ve en az o hayaller kadar gerçek yaşıyoruz biz, bu ilişkiyi.

İkimiz de korkak… İkimizde de nedensiz bir kibir…

Bir teslim olma korkusu…

Ne sen ne ben yaşayamıyoruz risklerle, ayaklarımız yere basmalı. Ama farkında değiliz hiçbirimiz yere basmıyoruz artık, gömülmeye başladık gün geçtikçe. Boğazımıza kadar gelen çamur bile korkutmuyor bizi de konuşmak… Şişşt!

Rüya görüyorum.

Rüyamda beni öptüğünü görüyorum.

Beni öperken rüya görüyorum(!)

Beni öpmeye her yeltenişin ve her beceremeyişin… Rüyalara sığınıyorum.

7 Haziran 2010 Pazartesi

biz gece ve suç

...
gece suç
suçlu gece
gecelik suç...

o suç
o gece
gece biz
biz suçlu
suç tek gecelik biz
...

4 Haziran 2010 Cuma

* “o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer…”

Ayrılığı, gecenin hızlı geçtiği sabahın geç olduğu o gün… Sol yanındaki boşluktan öğrenmeseydin eğer!

*“dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer…

Ve her güzel yerde izi kalmasaydı eğer!

*“utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer…”

Ağlamak yakışıyormuş bazı ayrılıklara meğer!

*“yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer…”

Ve hırsız o olmasına rağmen tutuklu sensen eğer!

*“korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer…

Vücudunun çıplaklığına ruhunu giyebilseydin eğer!

*“o kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer…”

Kulağına fısıldanan onca kelime, intikam için yanıp tutuşmasalardı bir de!

Öcünü alıyor bütün dakikalar benden!

YORULDUM…

*Can Yücel-EĞER

şaşırmak için denedim, denemek için sustum...

Küçükken babamın bana verdiği en büyük cezaydı, susmak! Sorgu yok, kavga yok, dayak hiç yok. Ama daha ağır bir ceza; susmak… Keşke bağırsa, keşke odama gönderse, ders çalış dese ya da benzeri… Ama yok o karşımda sustukça, artardı pişmanlığım. Özellikle suçunu biliyorsa, ne zoruna giderdi insanın! Ama yok, o alabildiğine sakin, alabildiğine sessiz…

Giderek ona benzediğimi söylerdi tanıyanlar; kızınca kırılınca susarmışım, karşımdakini delirtircesine. Soğukkanlılık diyenler de var tabi buna. Bense bilmiyorum adını, tanımını. Doğal olmak denebilir belki.

Yok, bu sefer soğukkanlı değilim, sakin hiç değilim. Doğal olduğum kesin ve deliren tarafım!

En büyük korkumdu, benim gibi biriyle tanışmak, bir şeyler paylaşmak…

Hep mi başına gelir, insanın korktukları?

Ne yapıyoruz şimdi hangimiz daha fazla susacak bunu mu ölçüyoruz? Ya da hangimiz “o”nsuzlukla daha çok baş edebilir, buna mı bakıyoruz? Ne zaman bitecek bu sınav? Bittiğini hangimiz söyleyecek, gururunu bir kenara bırakıp?

Soğukluğundan korkmasam ararım ya aslında… Koymam ben öyle gururumu ortaya, söz konusu sevdiklerimse. Bu kadar anlaşılmaz bir şey mi, anlayamıyor musun sana verdiğim değeri?

Ben elimden geleni yaptım diyorum ama yok, susmuyor içimdeki sesler. Baş edemiyorum ben sensizlikle. Sen nasıl bu kadar uzak, bu kadar sessiz, bu kadar korkutucu, bu kadar… Bu kadar işte, tıkanıyorum. Düğüm olup oturuyorsun boğazıma! Paylaşmayınca sevinçlerimi, ağlamayınca omzunda eksik kalıyor yaşananlar. Madem böyle sessizce çekilecektin köşene, neden tuttun elimden, neden yan yana durdun benimle dosta düşmana karşı?

İçimdeki seslerin hepsini yazabilsem neler çıkar aslında ya, toparlayamıyorum kafamı. Aklım sende…

Tamam susuyorum!

Bitti mi dersin?

Ben tek kelime yeter diyorum:

ÖZLEDİM…