28 Ağustos 2010 Cumartesi

Bari sonbahar gelmeyeydi!

N’olmuş yani seni özlüyorsam?
Özlüyorsam ben özlüyorum,
Sana ne ki bu durumdan…

Yanlış zamanda gittin be sevgili,
İstanbul’a sonbahar gelirken ayrılık mı olurmuş?
Başımı yaslayıp omzuna, Boğaz’ı izlemek varken
Ellerimin arasına alıp…
Susmak!

Bu havalarda gezip tozmak gerek,
Ne o öyle evlere kapattık sevgimizi,
Bir şeyin güzel olması için illa yıllanması mı gerek?
Özlemek, değerini arttırır mı sanırsın
Unutma, fazla nazla âşık usandırırsın.

Ne istiyorsun ya?
Hem ben giderim hem çağrılmayı beklerim
Oldu ya başka!
Sen orada bekleyedur, ben kendimi severim.
Eh yalan değil, kendimden fazla,
Seni de severim!

Konuşmuyoruz tamam da hissetmediğini söyleme bari
Yaşanan onca geceye ihanet eder gibi.
Şimdi yazıyorum ya sana,
Hala gidişini unutamayışımdan…
Unuturum da zor değil ama böyle susarsan!

Hiçbir şey istemem tamam da
Özlüyorum be sevgili onu n’apıcaz?
S*ktir et onu, bunu, korkuyu, dedikoduyu
Gel sen şimdi en iyisi,
Alalım bir kere hevesimizi!

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz…

Biliyordum bitecekti ama bu kadar erken beklemiyordum. Karmakarışık duygular içinde yine odamda bir başıma ve bilgisayarın başındayım, ne yapacağımı bilmez halde. Uyuyamamış halim, sen içerde uyurken yine uyumak istemiyor! Gözlerime benziyor hava, az bulutlu… Yağacak gibi duruyor ama yapamıyor. Güneş arada kendini gösterip kayboluyor, göz kırpıyor. Tüylerim diken diken olmuş bana mı batıyor yoksa dokunduğun yerler mi yanıyor? Karar veremiyorum, narkoz yemiş gibiyim, anlayamıyorum. Başımda öyle bir uğultu ve ağrı… İlaç içmek bile istemiyorum, sürsün istiyorum bu halim. Bu halimin de biteceğini bildiğim için dibine kadar yaşamak istiyorum. O da beklediğimden erken biter mi dersiniz?
Neredeyse, yaşadığım tüm ilişkilerin aynı yere gelip bağlanması size de ironik gelmiyor mu biraz?
Hep “sevmek” yanım ağır basarken “severken ayrılmak”ı yaşamak zorunda mıyım?
Aslında bitirmek istemedikleri ilişkiyi bitirmek isteyen insan sürüsü... En acısı da şu an kendimden şüphe ediyor olmam. Otokontrolüm devrede, hep aynı sorunla karşılaşıyorsan sorunu kaynakta aramalısın diyor mantığım, son kalan gücüyle. O kadar utanıyorum düştüğüm durumdan, o kadar aciz hissediyorum ki kendimi… Düştüğüm durumda bir şey yok esasen, birini sevdin –ki bu en güvendiğin insanlardan biri- ve sevdiğim kişiyle... Ama öyle demiyor işte ruhum; parçalanmış, unufak olmuş dinlemiyor beynimi. Beynim zaten kendinden geçmiş!
Hep mi imkânsızın peşindeyim yoksa yanlış yerlerde mi geziniyorum bilemiyorum. Kafam bedenime ağır geliyor kaldıramıyorum. Kesip atasım bile geliyor, ah yapabilsem ne âlâ!

İçimdekileri kusmasam boğulur ölür müyüm acaba?
İçimdeki denizde boğulup ölmeli miyim yoksa?
Sonum olur mu söyleyemediklerim ya da bir gün başlangıcım olur mu söylediklerim?
Sonum mu olmalı hep söylettiklerim?
Çok konuşmadan mı yaşanmalı ilişkiler, sorgular sualler bitirebilir mi her şeyi?
Ya soramadıkların yiyip bitirmez mi içini?
Yaşamayıp yarım bıraktıkların ağlamaz mı arkandan?
Hesap sormazlar mı, rüyalarında en azından?
Suçlu hissetmez misin kendini o zaman?
Sen de dönüp tekrar der misin, diğerleri gibi?
Peki, bilir misin bir daha o yola girmeyeceğimi?
Şimdiden bunları aklına getirebilir misin?
Bitmiş bir ilişkinin ardından neden diyebilir misin?
Sorgulamasını yapıp cezasını kesebilir misin?
Suçluyu bulup adil davranabilir misin?
Sana, bana, yaşanılanlara ya da yaşanmayanlara, yaşanamayacaklara dürüst davranabilir misin?
Mantık dediğin şeyi, şimdi, gerçekten kullanabilir misin?
Uzak tutabilir misin, kendini benden?
Benim iyiliğim(!) için, yaşanılanları görmezden mi gelirsin hepten?
Arkadaşım diyip gözlerimin içine bakabilir misin yeniden?
Ve son bir şey istesem;
Daha seni seviyorken çıkıp gider misin bu evden?
Acımı yaşamama,
Ağlamama,
Seni tek başıma unutmama,
İzin verir misin lütfen!

7 Ağustos 2010 Cumartesi

1 Ağustos 2010 Pazar

Kırık kalpler durağında inecek var…

Evet, Candan Erçetin’li gecelerim başladı. Yani yakındır tükenmem, yakındır dibe vurmam, yakındır vazgeçmem, yakındır gururumun beni ele geçirmesi. Oysa ben… Ben ve sen… Unut gitsin!

Başladı yine savaşlar. İçimden ağlamak geliyor, ağlayamıyorum. Öyle bir sıkıştım ki nefes alamıyorum, sarhoş olamıyorum, kusamıyorum. İstanbul üstüme üstüme geliyor yine. İnsanlar… O kadar kalabalıklar ki… Boşlukta yalnız olan tek benim. Sığamıyorum da zaten yere göğe!

Seni kaybetmekten bu kadar korkarken, seni kaybetmek kendimi kaybetmekten fazla zarar verir derken… Neden geldin? Gittin? Bunu neden yaptın? Bu kadar kolay mıydı? Değerim bu kadar mıydı, ben mi kendimi bir şey sandım? Ben hiç olmadım mı yoksa… Konduramıyorum sana… Sorular bitmiyor, korku peşimi bırakmıyor, sensizlik canımı acıtıyor. Anlatamıyorum sana, neden bunca inat, kime bu gururun. Bilmiyorsun bana tüm zararın! Ne var bu kadar önemli, ne var bana bile anlatamadığın? Hani diyorlar ya ‘birbirini gerçekten seven insanlar arasında sırlar olmaz’ diye… Ben tüm sırlarımı sana tüketmişken, sen niye sessizliğinle cezalandırıyorsun beni!

Sağır edici sessizlik…