3 Ekim 2013 Perşembe

Bir gıdım daha büyümek...

Allah’ım bazı insanlar ne kadar asosyal! Evet, bunu derken buluyorum bazen kendimi. Özellikle güzel üniversiteler bitirmiş olanlarımız, kendi çapında ‘ben şöyle başarılıyım, ben böyle başarılıyım’ diyenler. Ne kadar eksikler aslında. Geçmişe takılıp kalmış insanlar; yeniliğe, hobiye, spora kapalı insanlar... Geçmişe bakıp sürekli ağlayan ya da geriye bakıp bakıp küçücük şeyler yüzünden hala övünen insanlar, kendine acıyan insanlar. Şimdiye kadar hayatımın yakınına bile sokmadığım bu insanlardan, bu aralar çevremde çok varmış gibi hissediyorum. Ve bunu üzüyor, bu beni yoruyor ve kendimi kötü hissetmeme yol açıyor. Ne olacak yani, herkesin hayatı kendine diye düşünemiyorum. Bu insanların hayatımda olması, bu insanlara vakit ayırmam sanki benim de hayatımı geriye götürüyor. Tüm sosyallik anlayışı haftada bir arkadaşlarıyla ‘cafe’ye gitmek olan, iş/okuldan başka bir şey konuşamayan zavallılar. Kitap okumaktan aciz, yeni bir şeyler öğrenmekten, farkındalık kazanmaktan uzak insanlar... Oturup adam akıllı gündemi bile konuşamadığın insanlar... Sırf bu insanlar hayatımda olduğu için artık kendimi eskisi kadar güçlü hissedemiyorum. Belki de ukalalık bu ama sevmiyorum asosyal insanın hayatımda olmasını. Bilmem kaç yaşına gelmiş hala tek başına bir şeyler yapamayan insanı. Bir kere kendine, bedenine saygısı olmayan, kendi bedenini sevmeyen insanı. Kilosunu dert eden ve bunun için hiç bir şey yapmayan insanı. Kendini sevmeyen biri başkasını nasıl sevebilir ki? Özsaygı arkadaş özsaygı! Kendini çok başarılıymış gibi gösteren ama aslında kendi içinde bin türlü eksikliğini bilen insanı. Ve tabi, onların çevresinde yer alan ve eksiklikleri göremeyen, kör ve cahil insanı.

Hayatımda hep aynı şeyi söyledim, tek bir alanda başarılı olamaz bence bir insan. Sadece okul, sadece iş, sadece sosyal hayat... Olmaz ayrı ayrı, bir bütündür hayat. Ne bileyim insanın hayatta bir amacı olmalı, zevk alma sebepleri olmalı. Ama en önemlisi yaşını yaşamalı insan. Arkadaşı olmalı, sevgilisi olmalı... Zorunlu iş arkadaşlıkları demiyorum, gerçekten arkadaşı olmalı insanın. Kavga etmeli. Ağlamak istediğinde özgürce ağlayabilmeli ve gecenin bir yarısı ağlayarak arayabilmeli onları. Ya da küfredebilmeli. Yeri geldiğinde küfretmeli. İçebilmeli sebepli sebepsiz. Neden aramamalı, çakırkeyf olabilmeli.

Bilmiyorum, hayatımda güçsüz insan görmek beni de güçsüzleştiriyor. İnsan iş ve ev arasında git-gel nasıl yaşar ki arkadaş? Yeni birilerini tanımak, yeni ortamlara girmek için neden hobiler edinmez. Kimse kimseye bakmak zorunda değil, kimse kimseyi baz almak zorunda değil ama bir kendine bir diğer yaşıtlarına bakmaz mı insan? Ben ne yapıyorum, neden yapıyorum, daha ne kadar yapacağım demez mi? Düşünmez mi yahu varlığını? Hayatında eksik bir şey varsa bunu açık açık söylemekten ve yardım istemekten neden korkar? Yaparsın ya da yapamazsın ama hayali olmaz mı bir insanın? Bir gün aynaya bakıp ‘neden yaşıyorum lan ben?’ demez mi? Kendine lan demekten ile çekinir mi bir insan.

Tüm bu yazdıklarımdan sinirli olduğum düşünülmesin. Sadece anlamaya çalışıyorum insanları. İnsan sürekli bir şeyler öğrenir ve sanırım ben yeni bir şeyler daha öğreniyorum. Hayatımda hiç yer almayan insan çeşitleri görüyorum. Acıyorum demiyorum, ne haddime! Yargılamıyorum da, zaten bana ne! Ama anlamaya çalışıyorum. Bu insanlar neden böyle? Hadi onlar öyle de, niye senin hayatında be kızım?