Allah’ım bazı insanlar ne kadar asosyal! Evet, bunu derken
buluyorum bazen kendimi. Özellikle güzel üniversiteler bitirmiş olanlarımız,
kendi çapında ‘ben şöyle başarılıyım, ben böyle başarılıyım’ diyenler. Ne kadar
eksikler aslında. Geçmişe takılıp kalmış insanlar; yeniliğe, hobiye, spora
kapalı insanlar... Geçmişe bakıp sürekli ağlayan ya da geriye bakıp bakıp
küçücük şeyler yüzünden hala övünen insanlar, kendine acıyan insanlar. Şimdiye
kadar hayatımın yakınına bile sokmadığım bu insanlardan, bu aralar çevremde çok
varmış gibi hissediyorum. Ve bunu üzüyor, bu beni yoruyor ve kendimi kötü
hissetmeme yol açıyor. Ne olacak yani, herkesin hayatı kendine diye
düşünemiyorum. Bu insanların hayatımda olması, bu insanlara vakit ayırmam sanki
benim de hayatımı geriye götürüyor. Tüm sosyallik anlayışı haftada bir
arkadaşlarıyla ‘cafe’ye gitmek olan, iş/okuldan başka bir şey konuşamayan
zavallılar. Kitap okumaktan aciz, yeni bir şeyler öğrenmekten, farkındalık
kazanmaktan uzak insanlar... Oturup adam akıllı gündemi bile konuşamadığın
insanlar... Sırf bu insanlar hayatımda olduğu için artık kendimi eskisi kadar
güçlü hissedemiyorum. Belki de ukalalık bu ama sevmiyorum asosyal insanın
hayatımda olmasını. Bilmem kaç yaşına gelmiş hala tek başına bir şeyler
yapamayan insanı. Bir kere kendine, bedenine saygısı olmayan, kendi bedenini
sevmeyen insanı. Kilosunu dert eden ve bunun için hiç bir şey yapmayan insanı. Kendini
sevmeyen biri başkasını nasıl sevebilir ki? Özsaygı arkadaş özsaygı! Kendini
çok başarılıymış gibi gösteren ama aslında kendi içinde bin türlü eksikliğini
bilen insanı. Ve tabi, onların çevresinde yer alan ve eksiklikleri göremeyen,
kör ve cahil insanı.
Hayatımda hep aynı şeyi söyledim, tek bir alanda başarılı
olamaz bence bir insan. Sadece okul, sadece iş, sadece sosyal hayat... Olmaz
ayrı ayrı, bir bütündür hayat. Ne bileyim insanın hayatta bir amacı olmalı,
zevk alma sebepleri olmalı. Ama en önemlisi yaşını yaşamalı insan. Arkadaşı
olmalı, sevgilisi olmalı... Zorunlu iş arkadaşlıkları demiyorum, gerçekten
arkadaşı olmalı insanın. Kavga etmeli. Ağlamak istediğinde özgürce
ağlayabilmeli ve gecenin bir yarısı ağlayarak arayabilmeli onları. Ya da
küfredebilmeli. Yeri geldiğinde küfretmeli. İçebilmeli sebepli sebepsiz. Neden
aramamalı, çakırkeyf olabilmeli.
Bilmiyorum, hayatımda güçsüz insan görmek beni de
güçsüzleştiriyor. İnsan iş ve ev arasında git-gel nasıl yaşar ki arkadaş? Yeni
birilerini tanımak, yeni ortamlara girmek için neden hobiler edinmez. Kimse
kimseye bakmak zorunda değil, kimse kimseyi baz almak zorunda değil ama bir
kendine bir diğer yaşıtlarına bakmaz mı insan? Ben ne yapıyorum, neden
yapıyorum, daha ne kadar yapacağım demez mi? Düşünmez mi yahu varlığını?
Hayatında eksik bir şey varsa bunu açık açık söylemekten ve yardım istemekten
neden korkar? Yaparsın ya da yapamazsın ama hayali olmaz mı bir insanın? Bir
gün aynaya bakıp ‘neden yaşıyorum lan ben?’ demez mi? Kendine lan demekten ile
çekinir mi bir insan.
Tüm bu yazdıklarımdan sinirli olduğum düşünülmesin. Sadece
anlamaya çalışıyorum insanları. İnsan sürekli bir şeyler öğrenir ve sanırım ben
yeni bir şeyler daha öğreniyorum. Hayatımda hiç yer almayan insan çeşitleri
görüyorum. Acıyorum demiyorum, ne haddime! Yargılamıyorum da, zaten bana ne!
Ama anlamaya çalışıyorum. Bu insanlar neden böyle? Hadi onlar öyle de, niye
senin hayatında be kızım?