26 Aralık 2012 Çarşamba

senden haber almadan...


Ne kadar da değiştirmiş zaman bizi. Bir yorgunluktur gidiyor, akıyor zaman. Unutmuşuz yaptığımız şeyleri, verdiğimiz emekleri… O kadar zor geliyor ki çalışmalar! Neden bilmiyorum. Oysa az çalışmadık daha küçüklükten bu yana. Az uykusuz kalmadık eskiden de, az ağlamadık, az yıpranmadık. Daha mutluydum sanki eskiden, bilmiyorum. Yoruluyorum. Daha mutsuzum. Melankoli yapmıyorum uzun süredir. O yüzden olabilir mi acaba, mutsuzluğumun sebebi? Arada bir yaptığım, rakılı-müzikli melankoli akşamları ruhumu mu besliyordu acaba? Bilmiyorum. Yazamıyorum da eskisi gibi. Sömürülmüş gibiyim, tüketilmiş gibiyim. Mandalinayı soyarsın, kabuğunu atarsın sonra bir ucundan ısırır sıvıyı içine çekersin ya, sonra dış kısmını -o ince zarı- yemek istemezsin ama çöpten uzaklaştığın için -sırf üşengeçliğinden- onu da yersin. Yaşamak… Ne uzun bir benzetme oldu. E hayat da uzun zaten,  kimseyi göresim de yok. Rutine bağladım iyice. Zaman geçiyor, büyümek lazım! İyi böyle desem de aslında küçüldüğümü hissediyorum. Eskiden daha çok gülerdim ben ama… İçimden lise yıllarım geçiyor bu akşam yine. Ne bileyim, sebepsiz özledim o günleri yine. Neler yaşamışız diye düşünüyorum, ne de çok gülmüşüz, nasıl ağlamışız… Ne tatlıymış o yıllar. Yaşlanmış gibi konuşmaktan hoşlanmasam da, çok boş hissediyorum kendimi. Eskiden her şeyi yapardım, her şeye de zamanım yeterdi. Ne oldu, neden vakitsiz, isteksiz, sebepsiz hissediyorum kendimi? Sakin müzikler dinlerdim, kafayı çekerdim, sebepsiz ağlar beş dakika sonra da gülerdim. Ruhun dinlemesi miymiş acaba tüm bunlar. İstanbul tüketir adamı diye boşuna demiyorlar. Ve Türkiye’de çalışmalarınızın boşuna olduğunu düşündünüz mü hiç? Ne kadar saygısız, kültürsüz, bilgisiz, ukala bir toplum olmuşuz biz. Ne alaka dimi şimdi? Emeğe saygı bitmiş, insanlarım ne kadar da bela okumayı sever olmuş. Memleket meseleleri ile kafayı bozmuş değilim. Sadece boşuna emek harcadığımı düşündürtüyor insanlar bana. Haksız mıyım? Neyse zaman geçiyor işte bir haftayı daha ortaladık, birazdan bir şeyler içeyim diyorum. Kafamda on milyon konu, on milyon iş, on milyon insan… özlediğim… Şöyle başımı kaldırıp gökyüzünü izlemeyeli de çok oldu. Çimlere basmayalı da… Çok mu kaptırdık kendimizi iş güç derken. Bitmiş 2012 de… b*k varmış gibi bitti bir yıl daha. Bakıyorum arkaya da neler oldu 2012’de. Nerden nereye diyeyim… Boşver demeyeyim. Vazgeçtim, anane cümlesi gibi geldi bir an. Bak sinemaya da gitmedim ne zamandır. Kafam kafam kafam… Kafam hep güzel n’aparsın! Ben de hep güzelim, iyiyim(!) Rahat olmak lazım adamım, gezmek lazım, yırtmak lazım, kırılmamak için bazen kırmak lazım.
Ama ben dedim, çarşamba günleri bana bir şeyler oluyor dışarı çıkasım geliyor. Çıksaydım… Neden bu kadar çok uğraşıyorum, didiniyorum ki? Her şey olacağına varmıyor mu zaten? Su akar yolunu bulur. Off evde de rakı yokmuş! Çok da canım çekmişti… Ben bir volta atayım evde.
Volta dedim de… Allah kolaylık versin, dört duvar arasında cebren ve hile ile tutulanlara. Biz yine iyiyiz şükretmek lazım. Bak yine aklıma geldi, boşuna uğraşıyoruz abi bu ülke için! Bu ülkeye faydası dokunanların hepsini cezalandırmadılar mı? Eee?