26 Ağustos 2011 Cuma

Açmamalıydım o kutuyu!

Yıllar öncesinden gelen, içinde koskoca bir okulu, koskoca bir devri taşıdığım… Anılarım, acılarım, arkadaşlarım, kardeşlerim… Şu an nerede olduklarını bilmediğim bir dolu insan… Özledim desem eğreti duracak bir sürü insan… Uzun zamandır göz ardı ettiğim AFL’ye geri döndüm bugün. Alay konusu ‘mor’unu bile özledim.
Sıkıldığımız derslerdeki yazışmalarımız, defterimin arasına bırakılmış küçük notlar, doğum günü hediyelerimin paketleri, 24 numaralı odanın kırılan kolu, mumlar, pasta süsleri… İLK’imin kurutulmuş çiçekleri, notları, hediyeleri, öğrenci kimliği, bir veda olmayan veda yazısı… İçimde bir yerleri titretti yine. O kadar derin hissettim ki gözümden yaş bile gelemedi!
Etüt-yurt arasındaki o kısa döşeme yol… Hayatımın en eğlenceli, en hızlı, en hayatı sorgulayan kısmı… Vay be, dedim az önce.
Ders aralarında oynanan voleybol, öğle yemeklerine koşuşlarımız, hafta sonu yurtta kalanların can yoldaşı ‘basketbol sahası’, sevgililerin ağacı… Elimde tırmık, tepemizde güneş, 2003 Mayıs’ında bahçedeki taşları toplayışımız ve diktiğimiz çiçekler… Hayatımın gerçekten en uzun, en hızlı, en can yakan, en âşık olunası yılları…
AFL koridorlarında koşturdum az önce yine, bağıra bağıra şarkı söyledim Hzr-9-10-11 B’nin önünde…
Başlangıçlarımın yeri ‘balkonum’, kuytu köşem sırdaşım ‘çamaşır odası’… Duruyorlar mı acaba hâlâ öyle.
Televizyon odası…
Yorgunluktan farkına bile varmadan, kendi odam diye girdiğim erkekler katı…
Sabahları gömleğimi ilikleye ilikleye indiğim merdivenler…
Ve kokusu hiç dinmeyen yemekhane…
İKİNCİ EVİM! Her şeyini özledim, ben yine bu gece... 

22 Ağustos 2011 Pazartesi

insan bazen
bazı insanları özler
ve ben de bugün
seni özledim
nokta

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Sesimi duyan var mı?


Bir şey var içimde…
Birilerine... Birilerine hayatı zindan edenlere...
Kod’aman’lara...
Karanlığa ve çaresizliğe…
Sağırlara…
Kimliği büyük, sureti olmayan takım elbiselilere...
Üç maymunlara…
Bir türlü koltuğundan göçüp gidemeyenlere…
Bunların hepsine denk gelen,
Veli Göçer’lere…
Bugün 17 Ağustos!
12 sene öncesi gibi, bağırasım var!
Ama…
Orada kimse var mı?

Yalancılar kadar bencilleri de kıskanıyorum…


Yalancılar kadar bencilleri de kıskanıyorum…
Eveeeet! Bugünlerde insanları sevmek için daha fazla zaman harcıyorum.
Ya da harcamıyorum, bugünlerde insanları pek sevmiyorum o kadar.
Kendim dâhil…
Bencilliğini, saflık ve çekingenlik maskesi altına saklayanlardan sıkıldım. En az bencillerden sıkıldığım kadar…
Ama dün, bencilleri daha çok sevdiğime karar verdim. Bir insan kendini önemsiyor diye, onu neden sevmiyorum ki?
Belki de benim ki kıskançlıktan, bilmiyorum. Bencil olamamaktan… Bir şeyi yapamamanın verdiği, o müthiş çekememezlik duygusu!
Bunu zamanla öğrenebilir miyim acaba? Yani bencil olmayı, en azından bazılarına karşı…
Lise ikinci sınıfta söylediğim bir söz vardı –ya da bana söylettirilen mi demeliyim- “bencil yapamayacaksınız beni!”.
Evet, olmadım. Mutlu muyum?
Tartışılır…
Peki, yine nedir beni isyan noktasına getiren?
İnsanlar…
Peki, neden bu kadar kafama takıyorum insanları?
Görüşlerini dikkate alsam da çok önemsemiyorum ne de olsa...
Evet, bu aralar tam olarak kafama taktığım bu.
Telefonlara bir süre daha çıkmayacağım, kimseyle konuşmak istemiyorum. Tatildeyim diyorum anlamıyorlar ben ne yapayım! Benimkisi kafa tatili arkadaş, olamaz mı?
Olabilir…
Hı, bir de iş mevzusu var. Sizce ömrümü etkileyecek kararı ne kadar süre içinde vermeliyim? Yani şimdi mezunum ya, ne zaman işe başlamalıyım? Hemen? Bir ay sonra? Canım isteyince? Develer tellal olunca, pireler hâlâ pire iken?
Her neyse, üzülecek şey mir’im, insanların gerçekten ne istediklerini bulmak için zaman bulamamaları!
Neyse ne diyordum, geçeceğini bilsem de, bu aralar kıskanıyorum.
Yalancıları ve bencilleri…


11 Ağustos 2011 Perşembe