21 Temmuz 2011 Perşembe

Bazı insanların beni kullandığının farkındayım; aptal değil mükemmeliyetçiyim!

Yaşıtlarıma nazaran birçok konuda fikir sahibi olmam –ki bunun için önce bilgi sahibi olmam gerekiyor- asıl mesele. Danışmanlık belki de geleceğimin mesleğidir bunu bilemem, ama benim bildiğim ve çevremin bilmediğimi sandığı şey, kullanılıyor olmam. Peki, insan bile bile kendini kullandırır mı? Bunu neden yaptığımı bilmemekle beraber tüm olan biteni yönetiyor olmak bana yetiyor. ‘canım’lar ‘cicim’ler havada uçuşurken, o insanın samimi olduğunu nasıl düşünebilirim ki zaten!
Aranıp sorulmak umurumda bile değil, telefonumun ne zaman ve günde kaç kere çaldığı da… Bana ne ki bazı insanlar -tamam buna çoğu da diyebiliriz- beni yalnızca soru sormak için arıyorlarsa. O insanları isteyen kim ki hayatında! Peki, şu güce ne demeli; sana o kadar çok güveniyorlar ki günün birinde bir şey desen hepsi balıklama atlayacak. Eh hadi gel de üzül şimdi! Kullanıldığını düşünmeleri mi yoksa bir balık edasıyla bilgisiz ve haliyle fikirsiz ortalarda dolaşmak mı?
Bu kadar saymak neyse de elbette bazıları canımı acıtıyor. Bazen cidden değer verdiğin insanlar oluyor –artık çok nadir de olsa- kızsan kızamıyorsun, küssen küsemiyorsun. Ayrıca çocuk muyuz canım, neye küsüyoruz! Ama içimdeki çocuk kırılıyor arkadaş, onu ne yapacağız? Beni yakından tanıyan herkes bilir;
“Bana çok mu kızdın?”
ya da
“Küstün mü?” sorularına verdiğim tek cevap vardır,
“Tabi ki hayır, küsmedim. Ben sana değil kendime kızıyorum.”
Çok artistik gibi duran ama aslında ukalalık ve artistlikle alakası olmayan bu sözün benim için anlamı, ‘ben nasıl oldu da sana bu kadar güvendim’. Artık sen bunun için üzülürsün, üzülmezsin; ben onu bilemem. Eğer sen bana karşı bir hata yapıyorsan, bunun tek suçlusu sen değilsin ki neden sadece sana kızayım. Buna izin verdiğim için en büyük hata bende! Ve insanın kendine kızmasından daha ağır bir şey yok, emin ol.
Bu mükemmeliyetçilik mi?
Sanırım evet…