Boğazıma kadar öyle doluyum ki, tıkandım artık. Çıkmıyor
kelimelerim, akmıyor göz yaşlarım, dile gelemiyor duygularım... Çok daraldım,
çok sıkıştım, çok çok çok! Karmakarışık. Darmadağınık. Nedensiz. Hatırlar
mısın, küfreder gibi yazmak lazım derdim eskiden. Yazamıyorum işte.
“...Şemsettin laf aramızda kaldı çıkamıyor
Kendini ifade edemiyor bir türlü…”
Şey gibi düşün bunu; biri sana ana avrat düz gidiyor, tekme
tokat dalıyor, gözünün önünde tüm varlığını kırıp döküyor. İçinden o kadar
temiz o kadar okkalı küfürler geçiyor, böyle ebeden başlayıp imama kadar
gidiyorsun falan... ama çıkamıyor işte ağzından... (ama’dan önceki her şey
anlamını kaybeder derler) Böyle boğazında kalıyor tüm acıların, tüm nefretin,
tüm duyguların. Tüm özlemlerin...
Öyleyim işte bu aralar.
Biliyordum. Döndüğüm zaman hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
diyordum. Ve de şunu bilerek, hissederek geldim buraya; bir şeylerden
fedakarlık etmeden başka şeyler kazanılmıyor. Ama bu kadar çabuk olmasını
beklemiyordum be! İnsanların bu kadar çabuk değişmesini, bu kadar çabuk unutulmayı...
Ben kopmamak için direnirken bu kadar şımarık olmalarını...
İnsanları bu kadar
şımartabildiğim için bence bana ödül falan vermeliler. “Sen de fark ettin zaman kötü en iyisi biz
işi deliliğe vuralım”
Ne bileyim işte bu kadar yalnız kalmayı beklemiyordum.
Yalnızlık dediysem, çevremdeki onlarca insana ayıp olmasın; içimdeki yalnızlık
bu...
“Her seçim bir vazgeçiştir” klişesini gerçekten hissettiniz mi
siz hiç? Arafta kalmak nedir bilir misiniz? Eski halini korumaya çalışırken ve
kimse sana yardımcı olmazken; isyan eden ve değişmen lazım diyen öbür yarınızla
kavga etmek nedir bilir misiniz? O ince çizginin üstünde sürekli diğer tarafa
savrulmak ama eski yerinde kalmak için direnmek nedir? Birilerinden kopmamak
için savaşmak ve kendinden ödün vermek nedir? (Tam şu anda sokaktan öğürme sesi
geliyor. Birisi çok içmiş sanırım. Benim yerime de içmiş birisi. Keşke ben de
onun gibi kusabilsem içimdeki kelimeleri.) Her verdiğin ödünden sonra, kendini
daha güçsüz ve aciz hissetmek nedir? Ve siz sürekli verirken karşınızdakilerin
giderek şımarmasını çaresizlik içinde izlemek nedir, bilir misiniz? Ve yine de
şımartmaya devam etmeyi anlamlandırabilir misiniz? Tüm bu anlamlandıramadığınız
durumlar içinde, bir de kendini kaybetmemek için direnmek nedir bilir misiniz?
Özlememek için bol bol gülmek, daha az düşünmeye çalışmak... Daha az düşünmem
lazım diye bütün gün düşünmek nedir, bilir misiniz?
Sevmek kilometrelerce...
Nedir? Bilir misiniz?
“Gün say Şemsettin gün say…”
Gün sayıyorum. Değişim başladı.
Gerçekten de
hiçbir şey
eskisi gibi
olmayacak
NOKTA