22 Haziran 2010 Salı

Sapına kadar yanlışa batmak mı yoksa ilk defa gün ışığına çıkmak mı…

Neden bu kadar çabuk büyüdüm anne…

“Gece geçmez gündüz olmaz

Can bu dünyaya dayanmaz

Neden…”

Neden içimdeki bu ağlama isteği? Anlam veremiyorum kendime, canım çok yanıyor… Neden? Ne olur biri söylesin, neden? Boğulmak üzereyim!

”…Deli kızım uyan!

Söylenenler yalan…”

Bütün hücrelerim uyuşmuş sanki hiçbir şeyi hissedemiyorum. Ne oluyor bana? Ne zaman bitecek midemdeki bulantı? Ve ne zaman gerçekten bakacaksın bana, bana bakarken beni göreceksin gerçekten?

“…Karlı dağların ardında biri yaşarmış

Bulut olur yağmur olur bize bakarmış

Hem yakın hem uzakmış

Yanakları al almış…”

Dokunulan her yer yanıyor! Yanıyor sönüyor yanıyor sönüyor, geriye izi kalıyor… Nefesim tükeniyor! Damarlarımda akan sensin ve yavaş yavaş beynime çıkıyorsun! Dur yapma, canımı acıtıyorsun!

“…Yerde oldum gökte oldum

Sormayın halim ah başım duman

Gönül uslanmayı bilmez, düşlerim

Gerçek, gerçeğim yalan…”

KIRGINIM... nedensiz…

20 Haziran 2010 Pazar

Oysaki ben de biliyorum susmayı… En az, zamanın değerini bildiğim kadar!

Ne o susmalarıma bir anlam mı yüklüyorsun!

Niye benimle bu kadar inatlaşıyorsun, bize bunu neden yapıyorsun? “Biz” olmanın gücünü neden küçümsüyorsun ki…

Daha gelmeden gitmeye başladın, oysa ne güzel Sen’li hayat! Sence de, gurur ve inadı bir kenara bırakabilse insancıklar, ne güzel olmaz mıydı hayat? Her şeyi anlamak için gözlerime bakman yetecekken neden kaçırıyorsun bakışlarını benden?

Kim dediyse yanlış demiş, kim öğretmişse yanlış öğretmiş. Kaçarsan kovalanmazsın, kaçarsan daha iyi bir ilişki yaşamazsın; kaçarsan sadece kaçmış olursun, kaçarsan sadece aradaki mesafeyi açmış olursun. Yitirdiğin zaman da cabası… Yitip giden zamanın geriye dönüşü olmadığını gayet de iyi biliyorsun hâlbuki.

Efendim! Yine de gitmek mi istiyorsun?

Peki, o zaman… Sen biliyorsun!

17 Haziran 2010 Perşembe

Hadi gel ve uyandır beni…

Yine gece ve ben yine uyuyamıyorum.

Uyanıkken gördüğüm rüyamın peşinde,

Uykusuzluk daha tatlı geliyor gecelerime.

Yorgun gözlerle,

Yine resimlerine bakarken buluyorum kendimi

Sanki banaymış gibi sevindiriyor beni,

Dudaklarındaki o gülümseme.

Zor tutuyorum kendimi!

Ve yine özlüyorum seni!

O kadar yorgunum ki sensizlikten.

Ah min-el aşk

Ve o yekta gururum!

Ah yatağımın sol yanı,

Hiçbir zaman bilemeyeceksin

Seninle çıktığım, o yatağa sensiz girmenin ne demek olduğunu!

16 Haziran 2010 Çarşamba

rüyamdaki sen ve sendeki rüyam

Cesaret ile esaret arasında gidip geliyorum kaç gündür. Bir ileri bir geri…

En sevmediğim şeyleri yapma isteği duyuyorum, son günlerde –ki seni özlemek de buna dahil- . Beğenmediğim duyguların esaretinde… Kaybolup gidiyor tüm cesaretim!

Seni düşünmeden edemiyorum geceleri, ne olduğunu bilmeden hayalin bitiyor yanımda ve ben ona git diyecek gücü kendimde bulamıyorum. Kendi dünyalarımızda kurduğumuz hayallerde ve en az o hayaller kadar gerçek yaşıyoruz biz, bu ilişkiyi.

İkimiz de korkak… İkimizde de nedensiz bir kibir…

Bir teslim olma korkusu…

Ne sen ne ben yaşayamıyoruz risklerle, ayaklarımız yere basmalı. Ama farkında değiliz hiçbirimiz yere basmıyoruz artık, gömülmeye başladık gün geçtikçe. Boğazımıza kadar gelen çamur bile korkutmuyor bizi de konuşmak… Şişşt!

Rüya görüyorum.

Rüyamda beni öptüğünü görüyorum.

Beni öperken rüya görüyorum(!)

Beni öpmeye her yeltenişin ve her beceremeyişin… Rüyalara sığınıyorum.

7 Haziran 2010 Pazartesi

biz gece ve suç

...
gece suç
suçlu gece
gecelik suç...

o suç
o gece
gece biz
biz suçlu
suç tek gecelik biz
...

4 Haziran 2010 Cuma

* “o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer…”

Ayrılığı, gecenin hızlı geçtiği sabahın geç olduğu o gün… Sol yanındaki boşluktan öğrenmeseydin eğer!

*“dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer…

Ve her güzel yerde izi kalmasaydı eğer!

*“utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer…”

Ağlamak yakışıyormuş bazı ayrılıklara meğer!

*“yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer…”

Ve hırsız o olmasına rağmen tutuklu sensen eğer!

*“korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer…

Vücudunun çıplaklığına ruhunu giyebilseydin eğer!

*“o kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer…”

Kulağına fısıldanan onca kelime, intikam için yanıp tutuşmasalardı bir de!

Öcünü alıyor bütün dakikalar benden!

YORULDUM…

*Can Yücel-EĞER

şaşırmak için denedim, denemek için sustum...

Küçükken babamın bana verdiği en büyük cezaydı, susmak! Sorgu yok, kavga yok, dayak hiç yok. Ama daha ağır bir ceza; susmak… Keşke bağırsa, keşke odama gönderse, ders çalış dese ya da benzeri… Ama yok o karşımda sustukça, artardı pişmanlığım. Özellikle suçunu biliyorsa, ne zoruna giderdi insanın! Ama yok, o alabildiğine sakin, alabildiğine sessiz…

Giderek ona benzediğimi söylerdi tanıyanlar; kızınca kırılınca susarmışım, karşımdakini delirtircesine. Soğukkanlılık diyenler de var tabi buna. Bense bilmiyorum adını, tanımını. Doğal olmak denebilir belki.

Yok, bu sefer soğukkanlı değilim, sakin hiç değilim. Doğal olduğum kesin ve deliren tarafım!

En büyük korkumdu, benim gibi biriyle tanışmak, bir şeyler paylaşmak…

Hep mi başına gelir, insanın korktukları?

Ne yapıyoruz şimdi hangimiz daha fazla susacak bunu mu ölçüyoruz? Ya da hangimiz “o”nsuzlukla daha çok baş edebilir, buna mı bakıyoruz? Ne zaman bitecek bu sınav? Bittiğini hangimiz söyleyecek, gururunu bir kenara bırakıp?

Soğukluğundan korkmasam ararım ya aslında… Koymam ben öyle gururumu ortaya, söz konusu sevdiklerimse. Bu kadar anlaşılmaz bir şey mi, anlayamıyor musun sana verdiğim değeri?

Ben elimden geleni yaptım diyorum ama yok, susmuyor içimdeki sesler. Baş edemiyorum ben sensizlikle. Sen nasıl bu kadar uzak, bu kadar sessiz, bu kadar korkutucu, bu kadar… Bu kadar işte, tıkanıyorum. Düğüm olup oturuyorsun boğazıma! Paylaşmayınca sevinçlerimi, ağlamayınca omzunda eksik kalıyor yaşananlar. Madem böyle sessizce çekilecektin köşene, neden tuttun elimden, neden yan yana durdun benimle dosta düşmana karşı?

İçimdeki seslerin hepsini yazabilsem neler çıkar aslında ya, toparlayamıyorum kafamı. Aklım sende…

Tamam susuyorum!

Bitti mi dersin?

Ben tek kelime yeter diyorum:

ÖZLEDİM…