10 Temmuz 2010 Cumartesi

Sen, ben ve ‘biz’ yaratma sanatı…

İçimde anlam veremediğim bir şeyler var. Bir heyecan desen değil, bir suçluluk desen hiç değil… Değişik bir duygu hem sana gelmek isteyen hem durmak isteyen hem de kaçmak isteyen… Heyecanlı, tatlı… Bir zaman karmaşası içindeyim, günler nasıl geçiyor anlamıyorum. Sabah kalkışlarım zorlaştı, kimi zaman sen kimi zaman sensizlik yüzünden… Geceleri uyuyamıyorum, çoğu zaman sensizlik yüzünden!

İnat ediyorsun, sana kızıyorum, çok kızıyorum, sonra üzülüyorum, susuyorum, sen de üzülüyorsun, bir daha üzülüyorum… Sonra sen de susuyorsun, ben duruyorum, sen uzaklaşıyorsun. Ben özlüyorum, sen de özlüyorsun… Dayanamıyoruz, hiçbir şey olmamış gibi yapıyoruz, konuşuyoruz ama daha çok öpüşüyoruz. Sen bana doyamadığını söylüyorsun, ben seni bir daha öpüyorum. Sonra ben sana doyamadığımı söylüyorum…

Benimle yatmayı seviyor musun diyorsun, elbette diyorum. Sarılıyoruz, uyuyoruz. Sen gece kalkmalarımdan şikâyet ediyorsun, bazen de su istiyorsun. Sonra tekrar dalıyoruz. Sabah oluyor, güneşi birbirimizin suratında görmeyi seviyoruz, birbirimize anlamlı anlamsız bakıyoruz, işe gitmek gerek diyoruz, bir daha sarılıyoruz, defalarca alarmları erteliyoruz. Sonra… İkimiz de geç kalıyoruz.

Böyle geçip gidiyor işte; nedir ne değildir bilmiyorum. Mutluyum. Seninle vakit geçirmeyi seviyorum. Seninle uyumayı seviyorum. Seninle uyanmayı seviyorum. Sana sarılmayı, nefesini hissetmeyi, sana bir şeyler anlatmayı, seni dinlemeyi… Seni…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder