Bugünün konusu; aidiyet...
Dün bir arkadaşım bahsetti bu konudan. “Bence sen aidiyet
hissinden korkuyorsun” dedi. İnsan değer verdiği birinden böyle şeyler duyunca
kafası karışıyor. Dünden beri aklımda, işin içinden çıkamadım. Açıkcası daha
önce de düşünürdüm bunu ama, uzun bir süredir düşünmüyordum. Belki de görmezden
geliyordum, bir çözüm yolu bulamadığımdan yok sayıyordum. Bilmiyorum. Açtım,
yıllar önce yazdığım yazıları okudum. Eskiden ne kadar da çok yazarmışım. Eskiden
daha çok düşünürmüşüm aslında, sorgularmışım hayatı. Hatta kendime hayali
sorunlar yaratıp da o sorunları çözmeye çalışırmışım. Büyüdükçe aslında kendimizden
mi uzaklaşıyoruz nedir?
İçimdeki çocuğun elini hiç bırakmayacağım demiştim
lisedeyken (her yazımda da liseye atıfta bulunmak bir alışkanlık oldu, ne
yapacaksın hayatımın en beni ben yapan yılları.) ve o gün bugündür de
bırakmadım o eli. Ama büyüdük sanki!
Her neyse, aidiyet diyorduk... Hiçbir zaman kendimi,
birisine ya da bir yerlere ait hissedemediğimden bahsettim. Karşımdakine
yapılmış gibi dursa da aslında kendime yapılmış bir itiraftı. 27 yıllık bir
sır... Bu bir yalnızlık yarattı içimde! Hatta dışımda... Her yerim bir anda
yoğun bir yalnızlık oldu. Çok yalnız hissettim kendimi. Ve ardından çok güçlü
hissettim. Sonra gerek var mı dedim, bu güç gösterisine. Eskiden, yalnız
olabilmek güç demektir derdim; yalnız da ayakta kalabilmek güçlülüktür. Ama bu
aralar öyle düşünmüyorum. Yalnızlığımı sevsem de, arkadaşlarımın bana dediği
gibi -ki son zamanlarda çok sık diyorlar-, her şeyi tek başına halledemezsin
diyorum kendime. Halledemezsin demeyelim de
yani paylaşmak bu hayatı daha yaşanılır kılar diyelim. Gerçekten de bu
kadar güçlü olmaya gerek var mı?
Düşün bakalım belki seversin aidiyet hissini, dedi. Ben de
en iyi yaptığım şeyi yapıyorum ve düşünüyorum. Ah, o kadar çok şey düşünüyorum
ki!
Aslında sevdiklerimi çok sahiplenirim ama neden
sahiplenilmeyi kabul edemiyorum ki? Bu da mı yoksa ergenlik dönemi
korkularımdan? Aslında sandığımın aksine, yalnızlık güçlü olmak değil de
korkmak demekse? Birilerine ait olmaya korkuyorsam? Birilerinin beni her
şeyimle sahiplenmesini teslim olmak olarak görüyorsam? Özlemekten korktuğumdan,
bir şeylere alışmaktan kaçıyorsam? Bunların cevaplarını veremiyor olmaktan
hoşlanmıyorum. Çünkü bir şeylerden korkmaktan hoşlanmıyorum.
Nasıl bir şey bilmiyorum ki, aidiyet dedikleri şey. Yani
kendimi doğduğum, yaşadığım yere bile ait hissedemezken... Kafam çok karışık ve
bir yorgunluk geldi üstüme. Bir ay kaldı, bir şeylerden daha vazgeçmeye. Ait
olmadığım bir yerden gidip daha çok ait olmadığım başka bir yere yerleşmeye...
Ama neden bu kafa karışıklığım? Motivasyonum
nereye gitti? Tek başıma yapılacak o kadar çok iş var ki! Ve ah, ben
kendimi kendimden o kadar uzak hissediyorum ki! Ve yalnız. Ve boş. Hani bir şey
vardır; yanınızda olmasını istediğiniz kişi yanınızda değilse kalabalıklar
içinde bile yalnızsınızdır, diye.
Aidiyet kelimesinin anlamı “ilişkinlik”miş. Beğenmedim. Bence
daha derin bir kelime!
İşin içinden tek başıma çıkamayacağım. Hadi gel rüyama, ait
olacağım günlerin hayaliyle yatalım artık...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder