16 Ekim 2010 Cumartesi

“…yalan da olsa hoşuma gidiyor söyle…”

Yapmamam gereken bir şey yaptım. Kahırdan içtim bu gece. Beni artık sevmediğini duymak zor geldi bana. Ağladım. Çok ağladım be bu gece!

Mutlu mu oldun dedin bana ya… Sensiz mutlu olmayı sordun bana. Sanki dalga geçtin benimle! İntikam almıyorsun biliyorum ama intikam alıyorsun işte. Geçen bir senenin nasıl geçtiğini bir de gel bana sor! Ama yok, o geçen her saniyenin hesabını gel sor bana. Bu duygu mazoşistlik mi? Neden canımı yak istiyorum?
O zaman o kadar çok suçluyordum ki seni, bitişin suçlusu sendin. Ama neden şimdi öyle gelmiyor, neden konduramıyorum sana hiçbir şeyi? Neden kendimde buluyorum her şeyi? Neden hâlâ canım acıyor? Neden?
Cem Abi eşlik etti bana bu gece sadece! Hep kahır, hep kahır, hep kahır… Dayanamıyorum. Deli gibi özledim seni. Öyle böyle değil canımın acısı. Kaçtım seninle gittiğim her yerden, seninle paylaştığım her şeyden. Bakamıyorum aynalara diyorum, bakamıyorum kendime. Affedemiyorum kendimi. Denedim, inan çok denedim ama yapamadım. Gün gelir de senin bana kızgınlığın geçerse bile benim bana kızgınlığım geçmiyor. Ben kimim, ne yapıyorum, neden yapıyorum, yanımda kim var, kimin için yapıyorum, neden nefes alıp veriyorum… Bilmiyorum. İnan bilmiyorum ne zaman bitecek kendimle savaşım. İnsan kendiyle savaşırken kazanan kim olur, kaybeden kim olur? Ben hiçbir şey bilmiyorum. Lanet olsun, senden sonra ben hiçbir şey bilmiyorum. Hep hata yapıyorum, doğru yolu bulamıyorum.
Oysa içimde ne fırtınalar, ne savaşlar verdim ben. Senin için savaşmadığımı söyledin. Oysa senin için kendimle bile savaştım ben.
Bir sene… Büyüdüm. Küçüldüm.  Yaşlandım. Yaralandım. Kendime sığındım. Kendimden kaçtım. Yağmurda yürüdüm. Denizi izledim. Seni sensiz yaşadım. Sensiz seninle dolaştığımız yerleri dolaştım. Kaçtım. Yakalandım. Vuruldum, bir kere daha yara aldım. Ölmedim, lanet olsun istedim ama ölmedim. Yatağımın başucunda duran hayaline sarıldım. Hatırana sarıldım. Her şeyi çıkardım hayatımdan. Sen hariç…
Güçlüydüm! Ben eskiden güçlüydüm.
Bir kere bakamadım yollara Çapa’dan geçerken. Ne sağa ne sola… Bir kere camdan dışarıyı izlemedim. Bir de Kadıköy’e gitmedim hiç.
Sen bilmedin hiçbirini. Ben hep senden gizli eskidim oysa. Eskidim, yıprandım. Kendimi aradım, bulamadım. Yazdım, yazdım, yazdım. Kustum kendime nefretimi! Bitmedi… Kolay mı sanıyorsun insanın kendinden nefret etmesi? Yalan sanıyorsun belki… Nasıl olsa güvenmiyorsun artık bana! Olsun, ne de olsa ben de güvenmiyorum artık bana.
Şişede durduğu gibi durmuyor be bu meret!
Bir kere bir arkadaşa demiştim, biz daha birlikteyken. Ne güzel oluyor söylemesi “biz birlikteyken”. Eğer gün gelir de ayrılırsak, ondan sonrası olmaz, annemler bulur getirir birini karşıma tamam işte. Komik… Çok komik!
Ne yazık ki artık konuşamıyorum kendi dilimle. Diyemediğim ve diyemeyeceğim onca kelimeyi gömüyorum Fındıklı Sahiline…

1 yorum:

  1. ""Bir kere bir arkadaşa demiştim, biz daha birlikteyken. Ne güzel oluyor söylemesi “biz birlikteyken”. Eğer gün gelir de ayrılırsak, ondan sonrası olmaz, annemler bulur getirir birini karşıma tamam işte. Komik… Çok komik!"" evt bence de komik bu kısmı. o diil de her zaman bu kadar güçlü olmak zorunda mısın? yıkılan gladyotörler gibisin kılıç darbeleriyle, her tarafın kanlar içinde sanki, ama ayakta can vermek istiyormuşsun gibi, altındaki kum değil sanki tuz, her düştüğünde zıplayarak kalkıyorsun,, ama ne kadar bitkin olduğunu da saklamıyorsun..

    YanıtlaSil